Ülkemizdeki terörü bitirmek için yeni bir süreç başlatıldı. Buna ikinci açılım süreci diyebiliriz. Açılım süreci denince aklıma birinci açılım süreci geliyor. Operasyon izinlerinin valiliklere verilmesi, askerimizin polisimizin gerektiğinde operasyon yapamaması, kazılan hendekler, bazı yerleşim merkezlerine PKK’nın vali kaymakam atamaları, askerimizin taşlanması ve birçok buna benzer olaylar.
Başlatılan çözüm sürecinden vazgeçilmesi sonunda 900 civarı çok iyi yetiştirilmiş özel harekatçımızın, korucularımızın şehit edilmesi.
Geçmişte yaşananlara bakarak bu sürecin de ülkemize milletimize zarar vereceği endişesini taşıyorum.
Bu açılım süreci ABD’nin ayakları yere basan çok iyi hazırlanmış BOP’un devamı diye düşünüyorum. ABD bu BOP projesini 11 Eylül 2001 de yürürlüğe koymuş tur. Bu projeyle ABD etki ve ilgi alanlarını genişletmeyi hedeflemektedir. Bu bölge de kabaca Ortadoğu ve Afrika ve güney Kafkasya gibi görünüyor. George W Bush’ un ikinci seçimi kazanmasından sonra Dışişleri Bakanlığına atanan Condalezza Rice, Dünya kamuoyuna, Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesi olarak sunmuştu.
Nitekim Eylül 2010 dan itibaren Arap Baharı adı altında dış destekli halk ayaklanmalarıyla diktatörler devrilmiştir. BOP projesinin gerçek hedefleri şunlar, İsrail in varlığını ve güvenliğini garanti altına almak, Terör devleti olarak kabul ettikleri devletlerin elindeki kitle imha silahlarını yok etmek, ABD’ ye yönelik muhalif unsurları ve yönetimleri ortadan kaldırmak. Ilımlı İslam anlayışını ve ABD’nin nüfuzunu bölgede hakim kılmak şeklinde özetlenebilir.
Bu proje bağlamında Tunus’ ta Cezayir ‘de, Mısır’ da, Irak ‘da, Suriye’ de ve Filistin Gazze’de toplamda yüzbinlerce Müslümanın kanı akıtıldı. Demokrasi getirme bahanesiyle Ortadoğu’yu kana buladılar ve istikrarsızlaştırdılar. Bu Müslüman alemine yaşatılan sıkıntıların, onlarca yıl daha sürecek gibi görünüyor.
Suriye de iç savaş çıkartıldı, buna dayalı olarak savaş bahanesiyle buradan Türkiye ye 10 milyon civarı sığınmacı gönderildi. Türkiye bunlara bakmakla görevlendirildi. Bu ev sahipliğimiz devam ediyor, ne kadar süreceği belli değil. Bunlarla beraber dünyanın çeşitli ülkelerinden de sığınmacı akınına uğradık. Caddelerimizde sokaklarımızda renk renk insanlar geziyor, nerdeyse on kişiden beşi Türkçe konuşmuyor. Bu sığınmacıların proje kapsamında kalıcı olması hedeflenmekte. Orta uzun vadede ülkemizin demografik yapısının da bozulması amaçlanıyor..
Suriye de teröristlere kravat taktırıldı. İŞİD’ in başındaki adam Suriye devlet başkanı oldu. Yüzbin civarı silahlı askere sahip hale gelen PKK’nın devamı YPG’nin başındaki terörist Suriye de anlaşma imzaladılar. YPG Suriye’nin ordusu oldu. İsrail Şam a 25 km. kadar yaklaşmıştı. Şam’ı da bombalamaya başladı. ABD de Yemen e saldırı düzenliyor. Birçok sivilin ölümüne sebep oldu.
Hedefte İran görünüyor. Yemen saldırısı İran yapmayı planladıkları operasyonun hazırlığı gibi sanki.
Eski MİT Müşteşarı rahmetli Mahir Kaynak’ın 1994 de söylediği ‘bizi büyüterek küçültecekler’ sözü gerçekleşecek görünüyor. İran operasyonundan sonra İran’daki Kürtler, Iraktaki Kürtler ve Suriye deki Kürtler bölgeleriyle Türkiye verilecek. Görünürde bizim toprağımız büyüyecek nüfusumuz artacak, mecburen çok dillilik olacak. Anayasamızdan millet ve dil kavramları değiştirilmiş olacak, biz büyük bir imparatorluk olacağız. Bunlar gerçekten cezbedici ve kulağa hoş gelen şeyler. İlerleyen zamanda Kürtlere referandum istetecekler. R(eferandum sonunda bizim güney doğumuzda bizden kopartılacak. Günün sonunda biz küçülmüş bir coğrafyaya mahkum edilmiş olacağız. Böylece ABD’nin BOP’u gerçekleşmiş olacak.
Su ihtiyacının çok arttığı ve su kaynaklarının yetersiz kaldığı günümüzde, ülkemizin çok büyük su kaynaklarına ve doğal zenginliklere sahip olan güney doğu bölgemiz elimizden çıkmış olacak.
Sonuçta ABD İsrail’i de kullanarak gelecek on yıllarını, akıttığı yüzbinlerce Müslüman kanı üzerine garanti altına almış olacak.
Yıllar önce zamanın ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Musul Kerkük de dahil bu bölgeyi size bağlayalı Sizi federasyon yapalım büyütelim teklifini Demirel esprili bir dille kibarca reddediyor.
Bir başka konu Suriye de oluşturulan yeni oluşumda Kürtlere ve diğer azınlıklara yer verilirken yüzde beş nüfus oranına sahip Türkmenlerden hiç bahsedilmiyor. Ülkemizin Dışişleri Bakanı yeni yaptığı açıklamada Kürtlerin hakkını savunuyoruz diyor, Türkmenlerden hiç bahsetmiyor. O bölgede yaşayan Türklerin hamisi biziz.
Temennimiz bu yazılan kötü senaryonun gerçekleşmemesi ama görünen köyde kılavuz istemiyor maalesef.
Çanakkale savaşında bu millet ortalama 250 bin şehit verdi. Çanakkale savaşı ve diğer savaşlarda toplam bir milyona yakın şehit verdik. Bu toprakları atalarımız bedel ödeyerek aldılar muhafaza ettiler. Bu bedel ödenmiş toprakları yanlış politikalarla vermenin ağır bedelleri olur.
Yazımı geçen yazımın sonunda paylaştığım atamızın sözüyle tamamlamak istiyorum
‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz. Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mutlu olacaktır. Çünkü kendi selametini, kendi saadetini memleketin ve milletin saadet ve selameti için feda edebilen evlatları çoktur.’
Sevgiyle kalın.